İstanbul'da Dindar Olmak

İstanbul'da Dindar Olmak

İstanbul'da Dindar Olmak

Yazan : Alp Türkalp
Şimdi diyeceksiniz "Hoppala, AskMen 2012'de çok değişmiş". Hatta dediniz bile... Bir yere kaçmadan önce 2012 yılında AskMen'in yine sansürsüz ve münasebetsiz yayınına devam edeceğini size garanti edebilirim.

Kendisini pek sevmesem de bundan yaklaşık 2 ay önce Ayşe Armanvari bir haber yapmak için kişisel hazırlıklarıma başladım. Asıl amacım ise Arman'ın 2009'da tesettür giyip dolaştığı ve yazdığı haberin erkek versiyonunu yapmaktı. 

Bir plan şarttı... Acaba 2 ayda sakal uzar mıydı? ya da Survivor'dan kaçmışa döndüğümde millet ne diyecekti? Direk başladım tıraş orucuna. Kıyafet ve inandırıcılık konusunu kafama fazla takmadan haber için kolları sıvadım.

Türkiye'de bildiğiniz gibi giyim kuşam hep bir tarafa mensup olma durumunu yansıttı. Bende bu deneme yazımın ana konusunu Türkiye'de mahalle baskısı var mı yok mu diye güncellemeye karar verdim. Tabii bir yandan başıma neler gelebileceğini deli gibi merak etmiyor da değilim.

Böyle bir denemeyi yapacağımı anlattığımda herkesin tepkisi aynıydı. Kesin dayak yiyeceğimin üzerine iddiaya bile girenler olmuştu. Ama inandırıcı olmak için giyeceklerimi gösterince ve dönemin kimin dönemi olduğunu anlatınca herkesin üzerimdeki dayak iddia oranları bir anda düşüyordu.

İnandırıcılığımı desteklemek içinse karşı tarafa geçmenin zamanı geldi. Giyilecekler listesinde 1 adet kara lastik, beyaz takke, gri pantolon ve yakası ilikli bir gömlek var.

Sakal bir yandan uzarken "sende mi Aziz başkanı" bekliyorsun gibi sataşmalara maruz kalsam da yılmadan cübbeli ve takkeli halimle İstanbul'un hangi semtlerini dolaşacağımın rotasını çıkardım.

Takke ve cübbe taktıktan sonra Bağdat Caddesi, Kadıköy barlar sokağı, Nişantaşı, Taksim ve Fatih'e gidecektim. Rotamı hazırladıktan sonra sabreden bir derviş edasında beklemeye başladım ve 10 santimlik sakal uzunluğunda aylar geçti...

Harekete geçiyorum


İlk durağım geçenlerde dünyanın en iyi 4. caddesi seçilen Caddebostan. Deniz otobüsüyle Bakırköy'den Anadolu yakasına geçmek için gişeden jeton almaya giderken tüm bakışları üzerime çekmeyi başarıyorum. Toplu taşıma araçlarında sanırım hiç bu kadar insanın ilgisini çekmemiştim. Bu kadar üzerinizde bakış varken normal davranmanızda zor tabii.

Deniz otobüsüne bindikten sonra bakışlar azalmıyor. Ama gelecek vaadeden bir hoca gibi giyinmenin avantajı toplu taşımada ortaya çıkıyor. İçi tıka basa dolu olan deniz otobüsünde herkes yan yana otururken yanımdaki 3 koltukta boş... Rahat bir yolculuk yapacağımı anlayınca iyice yayılıyorum.

Deniz yolcuğunu tek başıma tamamlayıp Caddebostan'a ayak basıyorum. Cadde pek kalabalık olmasa da ufak bir yaya trafiği var gibi gözüküyor. Niyetim caddeyi baştan aşağı yürümek ve alkolsüz mekanlarda da birşeyler içmek.

Yürürken ilk tepki geliyor...




Kağıt peçete satan orta yaşlarda bir adam önümdeki kadına satamayınca bana yönelerek "Abi bari sen al yaa, sen inanan birine benziyorsun" diyor. Bende 1 TL verip peçeteyi almayı reddediyorum ve kafa sallayarak yoluma devam ediyorum. Daha sonra bakkala girip su molası verirken bakkal "Abi sakalları nerede büyüttün?" diye hemen lafı patlatıyor. Ben de "Hergün gülsuyu sürersen senin de olur" diyerekten bakkaldan uzaklaşıyorum. Sanırım günboyu tuhaf diyaloglarla karşılaşacağım...

Bağdat Caddesi'nin iyice ortasına gelmeye başladıkça insan sayısı artıyor. Kimi insanlar içlerinden sövüp bakarlarken kimileri de meraklı gözlerini bana dikiyor. Sözlü bir sataşma veya hareketle karşılaşmadan yoluma devam ediyorum. İnsanlar en çok sakal ve takkeye kitleniyorlar. Takke kış aylarında gayet kullanışlı aslında... Soğukta kafayı kase gibi toplayarak sıcak bile tutuyor.

Caddebostan'da istediğim olumsuz tepkileri görmeyince semt değiştirmek gerektiğini anlıyorum, ama yapılacak son birşey daha var. Sosyetik bir kafeye oturup bir çay içmek...

Öğlen vaktinde sağlam kalabalığın olduğu bir kafeye girerken vücudumda heryerim kapalı olmasına rağmen tüm kafe bana bakıyor. Adeta kendimi çıplak gibi hissediyorum. Kuytuya oturduktan sonra garsonun beni kovması beklentisiyle önümdeki menüye bakınırken garson yanımda beliriyor. Daha sipariş vermeden sadece yetkim çay içmeye yetermiş gibi direk "çok güzel çaylarımız var efendim" diyor. Neyse işimi kolaylaştırdı bile... Acaba asi davranıp kafeinli ya da yabancı marka bir içecek mi içsem? Derken sonradan aklıma geliyor ki daha barların olduğu sokaklara gideceğim.

Canlı bomba gibi mi görünüyorum?


Çayımı içip Kadıköy'e gitmek için sarı dolmuşa biniyorum ve bir kadınla yan yana oturuyoruz. Göz teması kurmamaya çalışırken sanırım sabah sakallarıma inandırıcılık için sürdüğüm gülsuyunu pek sevmiyor. Beni süzerken gömleğimin cebindeki casus kalem kamerayla oynamaya başlıyorum. Bilmeyenler için söyleyeyim; casus kalem kameranın düğme kısmı bir hayli büyüktür. Farkında olmadan kalemin açma kapama tuşuyla oynarken yanımdaki kadın bir anda titremeye ve heyecanlanmaya başlıyor. Nedenini anlayamıyorum önce. Sanırım biraz panik atak... Ama sanmıyorum...

Beraber dolmuşa binerken Kadıköy'de ineceğim diyen kadın bir anda şoföre haykırarak "indirin beni şoför bey" diyor. İndikten sonrada koşarak kaldırıma gitmeye başlıyor. Hiçbir nedeni yokken kadının böyle kaçmasını ben tek bir sebebe bağlıyorum, o da sanırım benim casus kalem kameram. Yok yok! Kalem kameramı bomba pimi sanmış olamaz herhalde diyorum...

Dayak yemeye yaklaştığım en yakın yer neresiydi? Türbanlı kız bana ne laf attı? Hepsi ikinci sayfada



Alp Türkalp
AskMen Türkiye Editörü






 
Askmen Türkiye’yi Takip et!

YORUM

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Mynet.com sorumlu tutulamaz.
   

Çok Okunanlar

Ukraynalı Barbie
Zuckerberg'e Göğüslü Rakip
Pornoculardan İnternet Devine Dava
Seks Gibi
Casus Foto: Porsche Macan
Seksin Yolu Karanlık
Japonlardan Yapay Kalça
İnsanın En Sadık Dostu Peşinde
Süt İç Zayıfla
Metroda Kız Nasıl Tavlanır?